
|
|
![]() ![]()
![]() Şarkıların hiçbiri hızlı ve sert değil, hepsi melankolik ve hüzünlü bir atmosfer içeriyor. Akordiyon gibi değişik enstrümanların da kullanılması da sound`u zenginleştirmiş. Albümde "Can`t Change Me" (özellikle Fransızca versiyonu), "Preaching The End Of World", "Mission", "MoonChild", "Steel Rain" parçaları öne çıkıyor. Seattle`lı solistlerin tarzını ve grunge-rock`ı seviyorsanız bu albümü beğeneceksiniz. 100% SoundGarden benzeri bir sound aramayın çünkü Chris Cornell kendi yolunu çizmiş burada ve bence doğru yolda. Sinan
Gürkan
![]() Grubun çok uzun sayılmayacak geçmişine baktığımızda medyatik olmadan, televizyonlarda sabah-akşam klipleri yayınlanmadan kendilerini her zaman izleyen sadık bir hayran kitlesi oluşturmayı başardıklarını görüyoruz ilk3 albümleriyle. 1993 yılında Melody Maker dergisince yılın albümü seçilen "Debut" albümü onu takip eden 95 çıkışlı "Second Album" ve 1997 yılında çıkan muhteşem "Curtains" albümüyle birlikte Tindersticks bir anda 2000`e girerken son 10 yılın en başarılı grupları arasına giriverrdi. Hal böyle olunca, grubun sadık dinleyicisi onlardan her albümde bir önceki albümün daha fazlasını vermelerini beklemeyi kendileri için bir hak olarak saymaya başladılar sanki. Solist Stuart Staples`in odalara sığmayan taşan tok ve kederli sesi, insanı hiç beklenmedik anlarda dumura uğratan melankolik orkestrasyonlar (Let`s Pretend`deki insanı saniyeler içinde geri getiren, kendinden geçirici orkestrasyonu hatirlayin) vazgeçilmez kadın back-vokalleri ve düetleri, romantik ama bir o kadar vurucu, asi, bağımsız aşk lirikleri ve tabii ki klavyeci David Boulder`ın muhteşem çarpıcı Hammond`ları bir anlamda dinlediğiniz yerde işte bu Tindersticks`in eşşiz nev-i şahsına münasır özellikleri dediğiniz gelenekselleşen yönler bunlar Tindersticks müziğinin. Ben de açıkçası 99 tarihli yeni Tindersticks albümü "Simple Pleasures"`ı beklerken bahsettiğim o büyük beklenti hakkını kendime tanıyordum. Tahminim grubun mükemmel 3 albümden sonra artık bu albümde kendi müziklerinin zirve noktası denebilecek bir noktaya gelmeleriydi. Sanırım bu beklenti içinde olan tek Tindersticks fanatiği ben değildim. Ama yeni albüm beni bu bağlamda hayal kırıklığına uğrattı diyebilirim. Bunu derken kesinlikle albümün kötü bir albüm olduğunu söylemiyorum, sadece önceki albümlere göre artılarının çok olmadığını, doyuruculukta ve çoşkusunda yine önceki albümlere göre eksileri olduğunu söylemeye çalışıyorum. Albüm ilk dinlendiğinde göze çarpan şey albümün oldukça kısa olması. Uzun ve çok doyurucu üç albümden sonra kısa ama yine de doyurucu bir albüm bekliyor bizi. İlk şarkı ve bence albümün en güzel ve çoşkulu şarkısı "Can We Start Again?" ile birlikte albüme müthiş bir giriş yapılıyor, kasetten beklentiler de artıyor. Bu şarkıda özellikle arkadaki back-vocal`ler 50`li yılların kadın seslerini hatırlatıyor dinleyenlere. Albümün ikinci şarkısı "If You Are Looking For A Way Out"`da bu albümden grubun klasikleri arasına girebilecek bir iki şarkıdan biri. O benzersiz orkestrasyonlar şarkının sonunda yine kendini gösteriyor. İki müthiş şarkıyı takip eden "Pretty Words" ise adeta dinleyiciyi dinlendirmek, heyecan katsayısını indirmek ve rahat bir nefes aldırmak amacıyla seçilmiş. "From The Inside" psikolojik gerilim filmlerine kolaylıkla theme olabilecek kısa 1-2 dakikalık enstrümantal bir yapıt. Tindersticks`in gerilim dolu yüzü bu şarkıda kendini gösteriyor. A yüzünün son şarkısı "If She`s Torn" ise farklılık içermeyen, sıradan bir şarkı. B yüzü ise A yüzündeki gibi standart üstü bir parça olan "Before You Close Your Eyes" ile başlıyor. İçten içe insanı kemiren bir hüzün havası bu şarkıya hakim. Solistin ağlamaklı sesi de insanı şarkının içine çekiyor ister istemez. Grup üyelerinin albümde en sevdiğimiz şarkı dedikleri "If You Take This Heart Of Mine" bir önceki albümdeki "desperate man"`e benzeyen ağır tempolu, bas ve keman ağırlıklı bir çalışma. Son şarkı "CF, GF" de ise hep orkestrasyonun verdiği duyguları bu defa piyanonun tuşları hissettiriyor insana. Dediğim gibi kısa ama doyurucu, dinlendikçe sevilen bir albüm "Simpe Pleasures". Ama her dinleyişten sonra sanki birşeyler eksik kalmış gibi hissediyorsunuz, gözlerinizi kapatıp saklıyorsunuz kırık hayallerden arda kalan gözyaşlarınızı içinizde, darmadağın, savunmasız bir durumda, bir sonraki baş yapıta kadar erteliyorsunuz beklentilerinizi mevcut tınılara dalarak... Mete
Gürkan
![]() Albüm kemanlarla desteklenmiş bir melodisi olan "I`ll be your witness" ileaçılıyor. Daha sonra "Brave New World" geliyor. Ben bu şarkıyı çok beğendim.Uzakdoğu melodileri ile süslenmiş girişi, zaman zaman hızlanan ve yavaşlayantemposu ve uzakdoğu felsefeleri ile ilgili konusuyla bence çok güzel bir çalışma. "While There`s Time" STYX`in alışagelmiş slow`larından biri. "Number One" uyuşturucuyu irdeleyen sözleri ve değişik müzik yapısı ile ilgi çekiyor. "Fallen Angel" caz ve blues karışımı müziği ve hayatın gerçekleğini ve acımasızlığını anlatan konusuyla albüme bir başka hava katıyor. "High Crimes & Misdemeanors" ise sanki tam bizim politikacıları anlatan bir şarkı, dinleyin hak vereceksiniz. Albüm "Goodbye Rosland" isimli slow ve duygusal bir şarkı ile bitiyor. Tommy Shaw`un babasına adadığı şarkı yaşlandıkça insanların hayatın değerinin farkına varması ve iyi geçen anları özlemle, boşa geçen zamanları üzüntüyle hatırladıklarını anlatıyor. Amerikan Rock seviyorsanız (Chicago, Boston gibi) STYX`in bu albümünü beğeneceksiniz. Belki klasik olacak bir şarkı yok ama buradaki müzisyenler rock müzik yapmayı gerçekten biliyorlar. Sinan
Gürkan
![]() yine albüm yaptığı vokalist Mark Boals ile bir heavy metal çalışması yaptı. Alchemy daha önceki albümlere göre konu ve müzik olarak daha sert ve ağırbaşlı bir albüm. Bu albümde Mark Boals`ın vokalleri beni pek tatmin etmedi. Sanırım Malmsteen daha karizması olan bir vokaliste ihtiyacı var. Bazı güzel şarkılar sanırım bu albümde vokalistin ince sesi yüzünden harcanmış. Albüm enstrümantal "BlitzKrieg" ile başlıyor. Leonardo Da Vinci`nin hayatını anlatan "Leonardo" güzel bir çalışma. Bütün şarkıların sözleri ve müzikleri Malmsteen tarafından yazılmış. Albümde nükleer kazaları anlatan "The Stand", UFO`lardan bahseden "Hangar 18, Area 51", paralı askerleri konu alan "Legion Of The Damned", mistik ve şeytani güçleri anlatan "Deamon Dance" güzel şarkılar. Ayrıca en sondaki enstrümantal "Asylum I-II-II" üçlemesi Malmsteen klasik müzik yeteniğini bir kere daha gösteriyor. Keman gibi çalınan elektro gitarı dinlemekten gerçekten büyük bir zevk. Esasında Malmsteen`i dinlemek zordur. Klasik müzik ve rock`ı sololarında ve bestelerinde birleştiren bir sanatçı. Bu iki müzik türünü çok sevmeyen bir kişi Malmsteen`in bütün şarkılarının birbirinin aynı olduğunu söyleyebilir. Ancak dikkatli dinlenirse gerçekten şarkıların farklı olduğunu anlaşılıyor. Malmsteen`in gitar stilini ve müziğini seviyorsanız, bu albümü edinin. Ancak ne yazık ki Alchemy vokalistin ses rengi yüzünden sanırım hakettiği yere gelemeyecek. Umarım birgün Malmsteen Joe Lynn Turner gibi karizmalı ve ses rengi daha müziğine uygun bir solistle çalışma olanağı bulur. Sinan
Gürkan
![]() Albümde dikkati çeken parçalar arkadan hint asıllı bir kadın vokali ile zenginleştirilmiş "dot.com", melodik alt yapılı "wicked windows", sağlam bir hard rock çalışması "el nino", sürükleyici ve dinlendirici rock parçası "bends like a willow" ve kapanışı yapan "gift of roses". Ayrıca albümün LIMITED EDITION`ına sahipseniz, Ian Anderson`un 2000 yılında çıkacak akustik albümü "Secret Language Of Birds"`ün aynı isimli açılış parçasını da dinleyebilirsiniz. Çeyrek asırı aşan bir süredir müzik yapan bu ustaları 1999`da çağdaş müzikleri ile dinlemek istiyorsanız "DOT.COM"`u edinin, pişman olmayacaksınız. Sinan
Gürkan
|
|
|